Picasso'nun ünlü tablosunun öyküsü
Bundan 72 yıl önce, 26 Nisan'da Alman uçakları bir İspanyol kasabasını bombalamıştı. Picasso'nun belki de en ünlü tablosunun öyküsü böyle başladı.
Nisan bir bahar ayıdır; cemreler düşmüştür çoktan. İçimizdeki her coşkuya yol vermeliyizdir. Kapıp koyu vermeli... Biraz da aklımız bir karış havada gezmeli...
Nisan bir bahar ayıdır; çiçek yaprakları yağar üstümüze, yıldız tozları yağar. Üstümüze ince ince yağmur yağar güneş nöbetteyken bile. Öyle coşkuluyuzdur ki, kuş pislikleri yağsa seviniriz uğurdur diye. Ve ben her nisan ayında elime kalemi geçirdim mi böyle bir şeyler yazarım işte...
Ama o gün o küçük Bask kasabasında öyle olmadı. 1937'nin 26 Nisan'ında Kuzey İspanya'nın o güzel küçük kentinin üstüne ateş topları yağdı. Yetmiş iki yıl önce o gün Guernica alevler içinde kaldı iki bine yakın ölüsüyle. İspanya'da iç savaş vardı. Kasabanın Cumhuriyetçi hükümet yanlısı erkekleri Milliyetçi Franco'nun adamlarıyla savaşmaya gitmişlerdi; çoğu kadın ve çocuktu geride kalanların. Pazarın kurulduğu gündü, pazara inmişlerdi, kent merkezine. Hava nasıldı bilmiyorum, ama bir nisan günüydü işte.
Guernica kasabası askeri bir hedef değildi aslında; Franco'yu destekleyen Hitler Almanyası'nın uçaklarıydı bombaları atan. Üç buçuk saat... Peş peşe... Kasabanın epey dışında kalan, çeşitli savaş silahları üreten bir fabrika bu bombardımandan sıyrık bile almadan çıkmıştı. Hedef kent merkeziydi, pazar yeriydi, kadınlardı, çocuklardı. Gözdağı vermekti faşistlerin amacı.
Kasaba alev alev yanıyordu. Kent merkezinin dışına kaçmak isteyenler çıkamıyorlardı; yıkıntılar yol ağızlarını tıkamıştı. Uçaklar, tarlalara kaçmayı başaranları pike yapıp makineli tüfeklerle tarıyordu. Üç buçuk saatte iki bine yakın insan öldürüldü. Avrupa'da sivillerin havadan bombalanışının ilkiydi bu.
Siyah, beyaz, gri
Üç renk: Siyah, beyaz ve gri.
Picasso haberi gazeteden öğrendi. 1 Mayıs'ta yapmaya başladığı tabloya Guernica kasabası bombalamasının yaşattığı bütün acıları yansıttı. Vahşeti ve zulmü, ıstırap içindeki insanları ve ölümü, karmaşayı, yıkıntıları ve alevleri, çaresizliği ve yenilgiyi. Savaşın acımasızlığını...
Bir boğayla, bir atla, atın başının üst yanıyla oluşturduğu bir kafatasıyla. kucağındaki çocuğunu korumaya çalışan acı içindeki bir anneyle verdi bunları. Korkmuş bir kadın figürüyle... Boğanın kuyruğunun oluşturduğu bir alevle ve ondan çıkan dumanla... Yerde yatan parçalanmış askerle... Kadının, boğanın ve atın dili yerine koyduğu hançerlerle...
Bir boğayla, bir atla, atın başının üst yanıyla oluşturduğu bir kafatasıyla. kucağındaki çocuğunu korumaya çalışan acı içindeki bir anneyle verdi bunları. Korkmuş bir kadın figürüyle... Boğanın kuyruğunun oluşturduğu bir alevle ve ondan çıkan dumanla... Yerde yatan parçalanmış askerle... Kadının, boğanın ve atın dili yerine koyduğu hançerlerle...
Picasso'nun 'Guernica' tablosu, Guernica vahşetinden çıkan bir başyapıt oldu; o küçük Bask kasabasının sınırlarını aştı, 26 Nisan 1937 tarihinden fırladı, yetmiş iki yıldır savaşa karşı bir simge olarak sanat tarihi içindeki yerini aldı. Hakkında yapılan farklı yorumlar ne olursa olsun 'Guernica' savaş karşıtı bir çığlık olma özelliğiyle dünyanın çeşitli müzelerinde sergilendi.
Ama o yetmiş iki yıl içinde dünyanın başka yerlerinde başka insanlar havadan üstlerine yağan bombalardan kurtulamadılar. Picasso'nun 'Guernica'sı savaşa karşı dururken, sanki bir takım 'başka türlü' insanlar Guernica vahşetini örnek almış gibiydi. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi işgali altındaki Paris'te. Gestapo, Picasso'yu canından bezdiriyordu. Evinde 'Guernica'nın fotoğrafını gören subay. "Bunu siz mi yaptınız?" diye sordu. "Hayır, siz yaptınız" diye karşılık verdi Picasso.
Şanslı müze: Reina Sofia
Geçtiğimiz Aralık ayında Madrid'de Reina Sofia Müzesi'ne girerken 'Guernica'yı ilk kez göreceğim için heyecanlıydım. Bu başyapıta sahip olduğu için şanslı bir müze olduğunu düşünüyordum. Çeşitli salonlardan hızlı adımlarla geçtim. Hızlı adımlarla geçmek istemiyordum aslında; her bir tabloya bakmak istiyordum, ama ayaklarım beni 'Guernica'nın bulunduğu salona doğru sürüklüyordu. Oysa müze önemli ustaların yapıtlarıyla doluydu: Sophia Delaunay, Man Ray. Leger, Miro, Dali, Tapies, Calder. Griss... Evet, müze şanslı, ama bu tablolar şanssız, diye geçirdim içimden. Herkes öyle düşünüyor olabilir miydi!
İnsanlar 'Guernica'nın tek başına asılı olduğu salonda toplanmıştı; tablonun karşısından ayrılmıyordu. Beş dakika, on dakika, on beş dakika öylece duruyor bakıyorlardı. Guernica vahşetini ve ondan sonra yaşanan bütün vahşetleri anlamaya çalışır gibiydiler.
Kimi çömelmişti, kimi ayaktaydı. Ben çok yorgundum, yere oturdum. Müze görevlisi kalkmamı işaret etti; çömelebilirdim, ama oturamazdım. Haklıydı... Kalktım, herkesle birlikte baktım, baktım...
Kimi çömelmişti, kimi ayaktaydı. Ben çok yorgundum, yere oturdum. Müze görevlisi kalkmamı işaret etti; çömelebilirdim, ama oturamazdım. Haklıydı... Kalktım, herkesle birlikte baktım, baktım...
"Guernica" tablosu bir bulmaca gibi; insan her yere gizlenmiş olabilecek şekilleri arıyor, sonra onların simgesel anlamını çözmeye çalışıyor.
Picasso, kendisinden açıklama isteyen sorulara karşı şu yanıtı vermişti: "... bu boğa boğadır, bu at da at. Resimlerimdeki belli şeylere bir anlam yüklerseniz, yüklediğiniz anlam çok doğru olabilir. Ama o anlamı vermek benim fikrim değildir. Sizin aldığınız anlamlar ve vardığınız sonuçlar benim için de geçerli, ama bilincimin dışında, içgüdüsel. Resmi resim için yapıyorum. Objeleri her ne iseler, onlar olarak çiziyorum."
Hazırlayan: İnci Asena
Read more: http://www.sanatinhatiradefteri.com/2012/06/picassonun-unlu-tablosunun-oykusu.html#ixzz1x86Uvfhn


Yorum Gönder